
Bahçeli, terörün Türkiye’nin huzur ve güvenliğini uzun yıllardır tehdit ettiğini, ancak devletin kararlı duruşu ve mücadelesi sayesinde bu tehdidin ortadan kalkma noktasına geldiğini vurguladı. Türkiye’nin terörden tamamen arındırılması sürecinin, sadece güvenlik politikalarıyla değil, aynı zamanda toplumsal birlik ve beraberliği pekiştirerek gerçekleştirileceğini ifade etti.
Açıklamasında, “Terörsüz Türkiye hedefi, yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda tarihimizin ve coğrafyamızın huzurla mühürlenmesi, milletimizin geleceğe umutla bakabilmesi ve barış içinde kardeşlik ruhuyla bütünleşmesi anlamına gelmektedir” diyen Bahçeli, terörle mücadelenin sadece askeri ve siyasi bir süreç olmadığını, aynı zamanda milli birlik ve beraberliği güçlendiren bir dönüşüm süreci olduğunu belirtti.
Devlet Bahçeli, Türkiye’nin terörle mücadelesinde kararlı adımlarla ilerlediğini ve bu sürecin milletin güçlü iradesiyle desteklendiğini ifade ederek, barış ve huzurun kalıcı hale getirilmesi için her alanda mücadeleye devam edileceğini vurguladı.
Türkiye’nin huzur ve güvenliğini esas alan “terörsüz bir gelecek” hedefi, milletimizin tarihsel mirasıyla birlikte barış ve kardeşlik ilkeleriyle güçlendirilmiş bir sürecin parçasıdır. Uzun yıllardır milletimizin üzerine çöken ve büyük acılar yaşatan terör belasının nihayet sona yaklaştığı görülmektedir.
Terörün yalnızca güvenlik açısından değil, sosyal, ekonomik ve siyasal yönleriyle de büyük bir maliyet doğurduğu açıktır. Toplum üzerinde derin izler bırakan bu kanlı sürecin artık kapanma noktasına gelmesi, Türkiye’nin geleceği açısından kritik bir dönemeçtir. Bundan böyle, terörün herhangi bir gerekçeyle meşrulaştırılması veya haklı gösterilmesi mümkün değildir. Ülkemizin siyaset sahnesinde ve demokratik yaşamında, terörün gölgesinin artık kabul edilemez olduğu açıktır.
Türk milleti, hem iç hem de dış odaklardan gelen baskılara boyun eğmeyecek, tehdit ve riskler karşısında iradesini kaybetmeyecektir. Demokrasi ile terör, siyaset ile silah, kaos ile huzur, bölünme ile birlik arasında bir uzlaşma noktası olamaz. Türkiye Cumhuriyeti, bölücü terörün izlerini tamamen silmeye, birlik ve beraberliğini perçinlemeye kararlıdır.

27 Şubat Çağrısı ve Terörün Son Bulması
27 Şubat’ta İmralı’dan yapılan çağrı, yalnızca PKK terör örgütünü değil, ona bağlı tüm yapılanmaları da doğrudan ilgilendirmektedir. PKK’nın farklı unsurlarının bu çağrıdan muaf olduklarını iddia etmeleri gerçeği yansıtmamakta, örgütün doğasına da aykırı düşmektedir. Kurucu önderlik, örgütün sona ermesini istemiştir. Dolayısıyla, bu süreci zamana yayarak belirsizliğe sürüklemek, durumu manipüle etmek veya siyasi ve hukuki talepleri artırma girişiminde bulunmak sorumsuz bir tutumdur.
Ayrıca, Türkiye’nin etnik kimlikler üzerinden bir ayrışmaya sürüklenmeye çalışılması, Anayasa’da yer alan vatandaşlık tanımını tartışmaya açarak toplumun birliğine zarar vermek isteyenler, terörsüz bir Türkiye idealini baltalama çabası içindedir. Oysa, terörün kökünün kazınması, Türkiye’de barış ve huzur ortamının tesis edilmesi için tüm toplumsal dinamiklerin ortak bir akıl çerçevesinde hareket etmesi gerekmektedir.

Silahların Bırakılması ve Ateşkes Tartışmaları
Bu süreçte, en önemli gerekliliklerden biri, PKK ve ona bağlı tüm grupların herhangi bir ön şart öne sürmeden silah bırakmasıdır. Silahlarını tamamen terk etmeleri ve Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmeleri zorunluluktur. Ancak, bazı çevrelerden gelen “ateşkes” söylemleri, gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü ateşkes, ancak iki eşit ve egemen güç arasında sağlanabilecek bir durumdur. Türkiye Cumhuriyeti devleti meşru ve egemen bir yapı iken, PKK gibi illegal yapılanmaların böyle bir statüye sahip olduğu düşünülemez.
Bu noktada, terör örgütünün ve bağlantılı unsurlarının, küresel ve bölgesel gelişmelerin yarattığı hassasiyeti istismar etme çabaları boşa çıkarılmalıdır. Türkiye’nin hedefi, siyasi mutabakat ve toplumsal dayanışma ile terörsüz bir geleceği inşa etmek ve milletimizin huzurunu kalıcı kılmaktır.
Bölgesel Dinamikler ve Türkiye’nin Gücü
Türkiye, yalnızca kendi sınırları içinde değil, bölgesel ve küresel ölçekte de barış ve istikrarın güvencesidir. Suriye’de özellikle Lazkiye ve Tartus bölgelerinde giderek derinleşen mezhep temelli çatışmalar, küresel güçlerin bölgesel istikrarsızlığı artırma girişimlerinin bir parçasıdır. Türkiye, bu tür dış müdahalelerle şekillendirilen krizlere karşı hem iç hem de dış politikasında sağlam duruşunu sürdürecektir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan uluslararası sistem, bugün ciddi sarsıntılarla karşı karşıyadır. Adalet, eşitlik ve insan haklarına dayalı yeni bir düzenin kurulması, tüm dünya için bir zorunluluktur. Türkiye, bu noktada milli birlik ve dayanışma ruhuyla, güçlü bir şekilde küresel tehditlere karşı duracak, huzur ve barışın öncüsü olacaktır.
Terörsüz Türkiye İçin Kararlılık
Türk ve Türkiye Yüzyılı, sadece ekonomik ve teknolojik ilerlemelerin değil, aynı zamanda huzur, güvenlik ve barışın da yüzyılı olacaktır. Türkiye’nin bin yıllık kardeşlik hukuku, milletimizin birlik ve beraberlik duygularıyla daha da güçlenecektir.
Bu bağlamda, 27 Şubat 2025’te yapılan çağrıya PKK ve tüm uzantılarının uyması bir zorunluluktur. Türkiye’nin geleceğinde teröre yer yoktur. Bu nedenle, kanunsuz silah taşıyan her kişi, kim olursa olsun, en ağır şekilde bedelini ödeyecektir. Terörün tamamen sona erdirilmesi, milletimizin en büyük beklentisidir ve bu hedefin gerçekleşmesi için tüm imkanlar seferber edilmelidir.
