
Üşümezsoy’a göre Simav ve çevresindeki yerleşim alanlarının doğrudan aktif bir fay zonu üzerine kurulmuş olması, bölgedeki risk seviyesini daha da artırıyor. Bu durumun, olası bir depremde etkilerin daha şiddetli hissedilmesine yol açabileceği vurgulanıyor.

Uzman isim, mevcut stres birikiminin tamamen giderilmemiş olmasının, bölgede orta büyüklükte sayılabilecek depremlerin meydana gelme ihtimalini canlı tuttuğunu söyledi. Bu çerçevede özellikle 6.5 büyüklüğüne ulaşabilecek bir deprem olasılığına dikkat çekerek, bölgenin yakından izlenmesi gerektiğini belirtti.

Üşümezsoy’un açıklamaları, Simav fay hattının halen aktif bir yapıya sahip olduğunu ve bölgedeki yerleşimlerin bu jeolojik gerçeklik göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı.

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’un değerlendirmelerine dayanan açıklamada, Simav Fayı’nın henüz gerilimini tamamen boşaltmadığı ve bu nedenle orta büyüklükte deprem üretme potansiyelini koruduğu ifade ediliyor. Üşümezsoy’a göre bu fay segmenti, tek parça halinde kırılması durumunda yaklaşık 6.5 büyüklüğünde bir deprem oluşturabilecek kapasiteye sahip.
Uzman, Kütahya ve çevresindeki sismik hareketliliği “piyano tuşlarına” benzeterek, bölgedeki farklı fay parçalarının zaman zaman ayrı ayrı devreye girdiğini belirtiyor. Bu çerçevede asıl riskin Simav, Sındırgı ve Gediz hattı üzerinde yoğunlaştığını vurgularken, Kütahya şehir merkezinin jeolojik konumu nedeniyle görece daha düşük risk taşıdığını ifade ediyor.
2011 yılında meydana gelen Simav depremine de değinen Üşümezsoy, o dönemde yaşanan 5.9 büyüklüğündeki sarsıntının fay üzerindeki enerji birikimini tamamen sona erdirmediğini dile getiriyor. Yaklaşık 25–30 kilometre uzunluğundaki fay segmentinin bütünüyle kırılması halinde 6.5 büyüklüğüne ulaşabilecek bir deprem üretebileceğini belirtiyor. Ayrıca Simav yerleşiminin doğrudan bu fay hattı üzerinde bulunmasının riski artıran önemli bir unsur olduğuna dikkat çekiyor.
Emet ve Yeşildere çevresinde son dönemde gözlenen sık ve küçük ölçekli sarsıntıları ise “deprem fırtınası” olarak tanımlayan Üşümezsoy, bu hareketliliğin bölgedeki sıcak su kaynakları ve fay sistemiyle ilişkili olabileceğini ifade ediyor. Bu tür alanlarda büyük tekil depremlerden ziyade, daha çok küçük kırılmaların meydana geldiğini aktarıyor.
Gediz bölgesine de değinen uzman, 1970 yılında yaşanan büyük depremin bölgedeki enerji birikiminin önemli bir kısmını boşalttığını belirtiyor. Sındırgı çevresindeki fayların ise parçalı bir yapıya sahip olmasının, büyük ölçekli depremlerin oluşumunu bir ölçüde sınırlayan bir etken olduğunu vurguluyor.
