
Her yıl 10 Kasım’da, Atatürk’ü anmak ve onun düşüncelerini gelecek nesillere aktarmak amacıyla düzenlenen anma törenleri, onun eşsiz liderlik vasıflarını ve Türk milletine kazandırdığı değerleri hatırlatıyor. Onun vizyonu sayesinde Türkiye, modernleşme yolunda önemli adımlar atmış, eğitimden hukuka, sosyal yaşamdan ekonomiye birçok alanda köklü değişimler yaşamıştır.

Atatürk’ün idealleri ve ilke edinmiş olduğu Cumhuriyet değerleri, aradan geçen yıllara rağmen hâlâ yol gösterici nitelikte. Onun devrimleri, özgür düşünceyi, bağımsızlık ruhunu ve halkına olan derin sevgisini yansıtıyor. Bugün, Atatürk’ü anarken sadece geçmişi hatırlamak değil; aynı zamanda onun mirasını yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak da hepimizin sorumluluğu.

Türk milleti, Atatürk’ün ışığında, onun gösterdiği çağdaş uygarlık yolunda ilerlemeye devam ediyor. 87 yıl geçmesine rağmen, onun liderliği ve düşünceleri her zaman yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik’te dünyaya geldi. Annesi Zübeyde Hanım’ın isteğiyle ilköğrenimine Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde başlayan Mustafa Kemal, babası Ali Rıza Efendi’nin yönlendirmesiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçerek ilkokul eğitimini tamamladı.

Askeri Eğitim ve Yabancı Dil Çalışmaları
Orta öğrenim için gittiği Selanik Mülkiye Rüştiyesi’nden kendi arzusu ile ayrılan Mustafa Kemal, eğitimine Selanik Askeri Rüştiyesi’nde devam etti. Daha sonra Manastır Askeri İdadisi’nden üstün başarıyla mezun oldu. Askeri eğitimine ek olarak yabancı dil çalışmalarını da sürdüren Atatürk, yaz aylarında Selanik’e dönerek Fransızca dersleri aldı.

1899 yılında İstanbul’da Harp Okulu’na giren Atatürk, 1902’de teğmen rütbesiyle mezun oldu. Harp Akademisi’nden de 1905 yılında kurmay yüzbaşı olarak ayrıldı. Kurmaylık stajı için 1905’te Şam’da 5. Ordu emrine atanan Mustafa Kemal, üstün hizmetleri nedeniyle Mecidi Nişanı ile ödüllendirildi. 1907 yılında Manastır’daki 3. Ordu Karargahı’na atanarak Selanik’te kurmay şubede görev yaptı.

Selanik’te Başlayan Hayat ve İlk Eğitim Yılları
1909 yılında, Manastır ve Selanik’te görevliyken İstanbul’daki 31 Mart Vakası’nı bastıran Hareket Ordusu’nda görev alan Mustafa Kemal, 1910’da Arnavutluk’ta çıkan isyanın bastırılmasında yer aldı. 1911 yılında İtalya’nın Trablusgarp’a asker çıkarması üzerine Tobruk’a gönderildi ve Tobruk ile Derne’deki Türk kuvvetlerini başarıyla yönetti. Bu dönemde kazandığı zaferlerle Tobruk Savaşı’nın kazanılmasında etkili oldu.

Derne Komutanlığına atandığı 6 Mart 1912’den Balkan Savaşı’nın başladığı Ekim 1912’ye kadar, Gelibolu ve Bolayır’da Türk birlikleriyle savaşa katıldı; Dimetoka ve Edirne’nin geri alınmasında önemli görev aldı.

1913 yılında Balkan Savaşı sonrasında Sofya ataşemiliterliğine atanan Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı başladığında cephede görev almak için Başkomutanlık Vekaleti’ne başvurdu. Kendisine “Orduya her zaman bir görev vardır; ancak Sofya Ataşemiliterliği sizin için daha önemli” cevabı verilince Atatürk, bu karara karşı itiraz ederek cephede görev talebinde ısrar etti.

Çanakkale’de Kahramanlık ve Anafartalar Zaferi
1915’te Tekirdağ’da kurulan 19. Tümen Komutanlığı’na atandı ve Gelibolu Yarımadası’na çıkan düşman kuvvetlerinin Conkbayırı’na ilerleyişini durdurdu. Atatürk, cephanesi biten askerlerine moral vermek için “Cephaneniz yoksa süngünüz var” sözünü söyledi. Conkbayırı taarruzu sırasında göğsüne isabet eden şarapnel parçası, cebindeki saati parçalayarak Mustafa Kemal’in ölümünü engelledi. Çanakkale’deki başarılarıyla “Anafartalar Kahramanı” unvanını kazandı.

Doğu Cephesi ve Generallik Yükselişi
Çanakkale’den sonra Doğu Cephesi’nde 16. Kolordu Komutanlığı’na atanan Mustafa Kemal, 1916’da Rus saldırılarını durdurarak Bitlis ve Muş’u düşmandan geri aldı ve bu başarılarıyla generalliğe yükseldi.

1917’de Filistin ve Suriye’de 7. Ordu Komutanlığı görevini üstlenen Mustafa Kemal, kısa bir süre sonra 2. Ordu Komutanlığı’na atanmayı kabul etmeyerek İstanbul’da Genel Karargah emrinde kaldı. Aynı yıl Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya giderek Alman Genel Karargahı ve savaş cephelerini inceledi.

1918’de yeniden Suriye cephesine atanan Mustafa Kemal, İngilizlerin stratejilerini İstanbul’a bildirerek önlemler alınmasını istedi. Ancak Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı’nın lağvedilmesi üzerine komutasındaki birlikleri Nihat Paşa’ya devrederek İstanbul’dan Adana’ya hareket etti.
İşgale Karşı Samsun’a Hareket ve İstiklal Mücadelesi
13 Kasım 1918’den 16 Mayıs 1919’a kadar İstanbul’da kalan Mustafa Kemal, ülke durumunu yakın çevresiyle değerlendirdikten sonra gizlice Samsun’a hareket ederek bağımsızlık mücadelesini başlattı. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, 22 Haziran 1919’da yayımladığı Amasya Genelgesi ile Türk milletine vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığının tehlikede olduğunu duyurdu ve Sivas’ta bir kongre toplanacağını açıkladı.
Mustafa Kemal, Osmanlı Hükümeti’nden ve askerlikten istifa ederek 23 Temmuz 1919’da Erzurum, 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi’ni yönetti. Bu kongrelerde alınan kararlarla geçici bir hükümet kurulması, milli meclisin toplanması ve manda-himaye kabul edilmemesi kararlaştırıldı.
23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Atatürk, Meclis ve Hükümet Başkanı seçildi. Ancak aynı dönemde Osmanlı Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında Sevr Antlaşması imzalandı. Atatürk, bu anlaşmayı tanımadıklarını belirterek, “Sevr Antlaşması bizce mevcut değildir” açıklamasını yaptı.
İzmir’in Yunanlar tarafından işgal edilmesi üzerine Mustafa Kemal Paşa, Birinci ve İkinci İnönü Savaşları ile ilerlemeyi durdurdu. 23 Ağustos 1921’de başlayan Sakarya Meydan Muharebesi’nde ordusuna, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz” emrini verdi.
Sakarya Zaferi’nin ardından Mustafa Kemal’e TBMM tarafından “Mareşal” rütbesi ve “Gazi” unvanı verildi. Kafkas Cumhuriyetleri ile Kars Antlaşması (13 Ekim 1921) ve Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921) ile bugünkü Türkiye sınırları büyük ölçüde belirlendi. 26 Ağustos 1922’de başlatılan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos 1922’de kazanılan Dumlupınar Zaferi ile Yunan ordusu bozguna uğratıldı; 9 Eylül 1922’de Türk ordusu İzmir’e girdi.
11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması ile İtilaf Devletleri işgal ettikleri topraklardan çekildi. 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanarak Sevr’in öngördüğü ağır şartlar ortadan kaldırıldı. Atatürk, bu antlaşmayı, “Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı düşünülen büyük bir suikastın yıkılışı” olarak değerlendirdi.
Cumhuriyet’in ilan edilmesi için çalışmalarını sürdüren Atatürk, 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni resmen ilan etti ve Cumhurbaşkanı seçildi. 1938’de vefatına kadar dört kez Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen Atatürk, bu görevi en uzun süre yürüten lider oldu.
14 Haziran 1926’da engellenen suikast girişimi sonrası yaptığı açıklamada, Cumhuriyet’in önemine dikkat çekti. 24 Kasım 1934’te TBMM tarafından “Atatürk” soyadı verilen Mustafa Kemal, bu soyadını kullanma hakkını yalnızca kendisine ait kıldı.
Ekonomik alanda 1929 Dünya Ekonomik Bunalımın etkilerini azaltmak için 1933’te Beş Yıllık Sanayi Planı’nı başlattı. Dış politikada Milletler Cemiyeti üyeliği, Balkan Antantı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Sadabat Paktı gibi adımlarla Türkiye’yi bölgesel ve uluslararası alanda etkin bir güç haline getirdi. Tarım alanında ise 1925’ten itibaren çiftlikler kurarak tarıma elverişsiz toprakları üretime kazandırdı.
Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda saat 09.05’te hayatını kaybetti. Cenazesi, 16 Kasım’da Dolmabahçe Sarayı’ndan katafalka konularak Yavuz Zırhlısı ile İzmit’e, oradan trenle Ankara’ya taşındı. 20 Kasım’da Ankara’da karşılanan cenazesi, 21 Kasım’da geçici olarak Etnografya Müzesi’ne defnedildi. 10 Kasım 1953’te naaşı, ebedi istirahatgahı Anıtkabir’e nakledildi. “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” diyen Atatürk, bugün de Türk milletinin gönlünde yaşamaya devam ediyor.
