
İran ile yaşanan savaş tüm şiddetiyle devam ederken, İsrail cephesinde dikkatler bu kez Türkiye öncülüğünde gerçekleşen diplomatik temaslara çevrildi. Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan dışişleri bakanlarının bir araya gelmesi, İsrail’de ciddi bir rahatsızlık yarattı. Bu toplantı, bölgedeki dengelerin değişebileceğine dair yorumları da beraberinde getirdi.

İsrail basınında yer alan analizlerde, söz konusu dört ülkenin sadece diplomatik açıdan değil, demografik ve stratejik güç bakımından da dikkat çekici bir potansiyele sahip olduğuna vurgu yapıldı. Yaklaşık 500 milyonluk toplam nüfusun altı çizilirken, bu ülkelerin askeri kapasitesi, ekonomik etkisi ve bölgesel nüfuzunun birleşmesi halinde ortaya çıkabilecek gücün İsrail açısından kaygı verici olduğu ifade edildi.

Analizlerde ayrıca, bu ülkelerin olası bir ortak tutum geliştirmesi durumunda, Orta Doğu ve çevresindeki güç dengelerinde önemli değişimlerin yaşanabileceği belirtildi. Özellikle Türkiye’nin diplomatik hamleleri ve bölgesel etkinliği, İsrail tarafından yakından takip ediliyor. Aynı şekilde Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü, Pakistan’ın askeri kapasitesi ve Mısır’ın stratejik konumu da dikkat çeken diğer unsurlar arasında gösteriliyor.
Tüm bu gelişmeler ışığında, söz konusu toplantının yalnızca rutin bir diplomatik görüşme olmadığı, aksine bölgesel ittifakların yeniden şekillenmesine zemin hazırlayabilecek bir adım olarak değerlendirildiği görülüyor. İsrail basınında yer alan yorumlar da bu ihtimalin Tel Aviv yönetiminde ciddi bir tedirginlik yarattığını ortaya koyuyor.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonların üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen, sahadaki belirsizlikler hâlâ sürüyor. Çatışmanın gidişatı netlik kazanmazken, Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde kaydettiği ilerlemeler ve bölgesel etkisinin artması, Tel Aviv’de dikkat çeken bir tedirginliğe yol açmış durumda.
Dört Ülkenin Dikkat Çeken Buluşması
İsrail ve ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü askeri sürece tepki olarak Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan dışişleri bakanları bir araya geldi. Pakistan’ın başkenti İslamabad’da gerçekleştirilen toplantının ana gündem maddesini İran’a yönelik savaş oluşturdu.
Pakistan’ın, İran ile ABD arasında dolaylı bir arabuluculuk görevi üstlendiği de biliniyor. İsrail medyası, bu dört ülkenin aynı platformda buluşmasının Tel Aviv açısından olumlu bir gelişme olmadığına özellikle vurgu yaptı.
İsrail’in Çıkarlarına Zarar Verebilir Değerlendirmesi
Haaretz gazetesinde yayımlanan analizde, İran savaşını sona erdirmeye yönelik diplomatik çabaların bölgede yeni bir güç dengesi ve ittifak zemini oluşturduğuna dikkat çekildi. Yazıda, Ankara-Riyad-İslamabad-Kahire hattının savaşın sorumluluğunu İsrail’e yüklediği ifade edilirken, oluşabilecek bu yeni iş birliğinin İsrail’in bölgedeki çıkarlarına ters düşebileceği belirtildi.
Analizde ayrıca bu dört ülkenin toplam nüfusunun yaklaşık 500 milyona ulaştığına işaret edilerek, her birinin sahip olduğu stratejik avantajlara değinildi. Pakistan’ın nükleer kapasitesi, Suudi Arabistan’ın küresel enerji piyasasındaki güçlü konumu, Türkiye’nin NATO üyeliği ve gelişmiş savunma sanayii ile öne çıkması, Mısır’ın ise Süveyş Kanalı üzerindeki kontrolü bu çerçevede vurgulandı.
Yeni İttifak İhtimali İsrail’i Endişelendiriyor
Jerusalem Post’ta yer alan bir başka değerlendirmede ise, yürütülen arabuluculuk girişimlerinin yalnızca diplomatik bir çaba olmadığı, aynı zamanda İsrail’in bölgedeki nüfuzunu etkileyebilecek yeni bir ittifakın habercisi olabileceği ifade edildi.
Yazıda özellikle Türkiye, Mısır ve Pakistan arasında gelişen iş birliğinin İsrail açısından dikkatle izlenmesi gereken bir süreç olduğuna dikkat çekildi. Ayrıca Türkiye’nin, bölgesel düzeyde Müslüman dünyada liderlik görevi üstlenme potansiyelini sürdürdüğü de analizlerde öne çıkan unsurlar arasında yer aldı.
Uluslararası Destek Sinyalleri
Öte yandan, Pakistan öncülüğünde ilerletilmesi planlanan diplomatik görüşmelere Avrupa Birliği ve Çin’den de destek mesajları geldiği belirtiliyor. Bu durum, söz konusu girişimlerin yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de yakından takip edildiğini ortaya koyuyor.
