
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İran’a gerçekleştirilen operasyonu değerlendirdiği açıklamasında, bu saldırının sadece İran’a yönelik olmadığını, aynı zamanda Türkiye’ye de gizli ve sinsi bir mesaj gönderildiğini vurguladı. Bahçeli, bu operasyonun arkasındaki asıl amacın Türkiye olduğunu belirterek, son dönemde bölgedeki gelişmelerin Türkiye’yi hedef alan kapsamlı bir stratejinin parçası olduğunu ifade etti.

Bahçeli’nin açıklamalarına göre, İran’a yönelik bu tür operasyonlar sadece iki ülke arasındaki sınır ötesi meselelerden ibaret değil; daha geniş ve derin siyasi oyunların göstergesi. Ona göre bu eylemler, Türkiye’nin bölgedeki güç dengelerini değiştirme hamlelerine karşı bir uyarı niteliği taşıyor. Dolayısıyla, operasyon sadece İran’a yapılmış gibi görünse de, aslında Türkiye’ye yönelik dolaylı bir tehdidin de habercisi olarak değerlendirilmeli.

MHP lideri, böyle sinsi mesajların özellikle Türkiye’nin güvenliği ve bölgesel istikrar açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Bahçeli, ülkemizin bu tür tehditlere karşı daha dikkatli, bilinçli ve kararlı adımlar atması gerektiğini söyleyerek, Türkiye’nin hedef haline getirilmesinin önüne geçilmesi için gerekli tüm tedbirlerin alınmasının zorunlu olduğunu belirtti.

Devlet Bahçeli, İran’a yapılan operasyonu sadece iki ülke arasında yaşanan bir kriz değil, Türkiye’nin güvenliğini ve bölgedeki pozisyonunu test eden kritik bir gelişme olarak gördüğünü dile getirdi. Bu tür adımların Türkiye’ye karşı yürütülen stratejik tehditlerin bir parçası olduğunu ve dikkatle takip edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
İsrail’in İran’a karşı gerçekleştirdiği tartışmalı saldırılar üzerine Türkiye’den güçlü tepkiler yükseliyor. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, İsrail’in bu saldırılarına karşı kesin ve kararlı güç kullanılması gerektiğini ifade etti. Bahçeli, artık başka bir seçeneğin kalmadığını vurguladı.
Bahçeli açıklamasında şu ifadelere yer verdi
Bölgesel ve küresel çapta yaşanan istikrarsızlık, tehlike sınırlarını aşarak giderek daha sert ve yıkıcı bir hal almış durumdadır. Bu durum, insanlığın temel merhamet ve medeniyet değerlerini ciddi bir tehdit altına sokmaktadır. Barış, huzur ve diyalog çağrıları ise maalesef sürekli olarak karşılıksız kalmakta, umutlar boşa çıkmaktadır. Her geçen gün yeni felaket senaryoları gündeme gelmekte, uluslararası hukuk adeta devre dışı bırakılmış, küresel kurumlar hem ahlaken hem de fiilen işlevsiz hale gelmektedir. Masum ve mağdur halklar, adeta katliam tehdidi altında, hatta soykırım tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Türkiye’nin çevresinin adeta ateşle çevrildiği bu ortamda, İsrail’in husumet ve şiddeti körükleyen politikaları, bölgemiz ve dünya için ağır bir kriz kaynağıdır. İsrail’in “Yükselen Aslan” isimli operasyonuyla İran’ın nükleer tesisleri ve askeri üslerine yönelik saldırısı, saldırgan ve vandal yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Bu operasyon, İran ile nükleer program müzakerelerinin yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiş olması sebebiyle, başka hesapların da devrede olduğuna işaret etmektedir. Saldırılar kapsamında sadece askeri hedefler değil, sivil alanlar da acımasızca vurulmuş, İran Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Komutanı ve önemli bilim insanları hayatını kaybetmiştir.
İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık dışı suçlar, tarihin en trajik soykırımlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Siyonist ve emperyalist saldırganlığın çıtası sürekli yükselmekte, bu barbarlık açıkça görülmektedir. Artık sadece sözde kınamalar ya da yetersiz tepkiler değil, çok daha aktif ve kapsamlı adımlar atılması gerekmektedir. Bu, hem küresel adalet hem de insanlık onurunun korunması açısından zorunluluktur.
İsrail, saldırılarını sadece İran’a değil, Filistin, Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan gibi birçok bölgeye yaymakta; sabotaj, suikast ve örtülü operasyonlarla coğrafyanın her köşesinde varlığını hissettirmektedir. Türkiye’nin bölgede karşılaştığı zorlukların kaynağı da büyük ölçüde bu saldırgan politikadır. Eğer askeri, ekonomik ve stratejik önlemler alınmazsa, dünya giderek daha kırılgan ve tehlikeli bir hale gelecektir. Bu durumun yol açacağı kötü sonuçların önüne geçmek neredeyse imkânsızdır.
Gazze’de bebeklerin öldürülmesi, insani yardım gemilerinin engellenmesi ve sivil halkın sistematik olarak yok edilmesi, dayanılması mümkün olmayan bir barbarlıktır. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun iç siyasi sıkışıklığı, Siyonist yayılmacılıkla birleşince otokontrolünü yitirmesine yol açmış, bu da bölgedeki tansiyonu daha da yükseltmiştir. Netanyahu’nun görevden alınması acil bir gerekliliktir.
Bahçeli, Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik asılsız spekülasyonların ise farklı hedefler için kurgulanmış bir propaganda olduğunu ve bu tür manipülasyonların hem İsrail toplumunu hem de küresel ölçekte Yahudi karşıtlığını olumsuz etkilediğini belirtti.
Türkiye, bu süreçte kilit rol oynamaktadır. İsrail’in terörist yönetimi, Türkiye’nin etkisini zayıflatmak, terörsüz bir Türkiye hedefini engellemek ve bölgeyi karanlığa sürüklemek için fırsat kollamaktadır. Ortaya çıkan krizlerin ve kaosun asıl hedefinin Türkiye olduğu açıktır. Türk milleti, Siyonizm ve emperyalizmin tuzaklarına karşı birlik ve beraberliğini koruyacak, asla taviz vermeyecektir.
İran’a yönelik saldırıların, aynı zamanda Türkiye’ye yönelik sinsi bir mesaj olduğu ifade edilmiştir. Bu saldırılar, Türkiye’nin “Yüzyılın Türkiye’si” hedeflerine, terörsüz bir geleceğe ve ulusal diriliş ruhuna karşı bir tepkidir. İçimizdeki İsrail lobisine rağmen milli birlik ve dayanışma ruhumuz, düşmana korku, dostlara ise güven verecektir.
İsrail’in durdurulması hem Türkiye’nin milli güvenliği hem de bölgenin barış ve istikrarı açısından tarihi bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun göz ardı edilmesi ya da ihmal edilmesi halinde, önlenemez sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Ayrıca ABD’nin, tarihin ve insanlığın doğru tarafında yer alması gerektiğine dikkat çekilmiştir. ABD’de artan siyasi baskılar ve 14 Haziran’da birçok eyalette düzenlenecek gösteriler, ülkenin iç güvenlik ve istikrar sorunlarının açık göstergesidir.
Diplomasi Tükeniyor, Dünya Yeni Bir Savaşın Eşiğinde
Milliyetçi Hareket Partisi, İsrail’in saldırılarına karşı kararlı bir duruş sergilenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Artık sözler değil, somut ve etkili diplomasi, güç kullanımı ve çok boyutlu stratejiler zamanıdır. Çünkü mevcut koşullarda diplomasi ve diyalog arayışları her geçen gün etkisini yitirmektedir.
