
Bakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin AB’ye katılma konusundaki kararlılığını net bir şekilde ifade ettiğini belirterek, “Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine olan isteğini ve bu yöndeki iradesini açıkça ortaya koyuyor. Şimdi ise adım atılması gereken taraf AB’dir. Bizim için kritik olan nokta, Avrupa’da Türkiye’nin üyeliğine yönelik siyasi iradenin yeniden tesis edilmesidir. Bu irade ortaya çıktığında, geriye kalan süreçler kendiliğinden çözülecektir. AB’nin inisiyatif göstermesi şarttır” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Rusya-Ukrayna Savaşı’na dair de değerlendirmelerde bulunan Fidan, “Putin, belirli koşullar sağlandığı takdirde ateşkesi ve kapsamlı bir barış anlaşmasını kabul etmeye hazır görünüyor” dedi.

Bakan Fidan: Taraflar Barışa Daha Fazla Hazır, Avrupa Güvenliği Tarihi Bir Fırsatla Karşı Karşıya
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Almanya ziyareti kapsamında Welt am Sonntag gazetesine önemli açıklamalarda bulundu. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın seyrine dair soruya yanıt veren Fidan, hem Rusya hem de Ukrayna tarafının, geçmişe kıyasla barışa daha hazır hâle geldiğini belirtti. Bakan, tarafların savaşın yol açtığı yıkım ve acıları gördüklerini ve kendi sınırlarını fark ettiklerini ifade etti.

Putin Belirli Koşullarda Ateşkese Hazır
Fidan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in belirli koşullar sağlandığında ateşkesi ve kapsamlı bir barış anlaşmasını kabul etmeye istekli olduğunu kaydetti. Bu durumu Ukrayna tarafına ilettiklerini ve Türkiye’nin de bazı boyutlarda sürece dahil olduğunu belirten Fidan, savaşın Rusya’ya da ciddi maliyetler getirdiğini vurguladı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, Fransa, İngiltere veya Türkiye’den askerlerin Ukrayna’ya koruma gücü olarak gönderilebileceğine ilişkin açıklamalarına da değinen Fidan, NATO birliklerinin, NATO üyesi olmayan uluslararası gözlemci güçlerden farklı olduğunu belirtti. Fidan, mevcut tartışmanın merkezinde ABD’nin Ukrayna’ya sağlayacağı güvenlik garantisinin bulunduğunu, bunun dışında Ukrayna ordusunun kapasitesi gibi başka unsurların da söz konusu olduğunu kaydetti.
Bakan, Avrupa ülkelerinin egemen bir ülkenin güvenlik konusunu kendi kararıyla belirlemesi gerektiğini savunurken, Rusya’nın ise güvenlik garantisini üst sınırını belirlemek için bir araç olarak gördüğünü aktardı.
Avrupa Güvenliği ve Barış Anlaşması
Fidan, her ülkenin kendi ulusal güvenliğini koruma hakkı ve yükümlülüğüne sahip olduğunu hatırlattı. Bu nedenle, üzerinde tartışılan barış anlaşmasının sadece Ukrayna’daki savaşı sonlandırmakla kalmayıp, tüm Avrupa’da kalıcı istikrarın sağlanması açısından da kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.
Bakan, önerilen anlaşmanın bazı maddelerinin Avrupa güvenliğini garanti altına almak açısından “daha yakından” incelenmesi gerektiğini belirterek, bu süreci yeni saldırıları önlemek için tarihi bir fırsat olarak gördüğünü vurguladı. Fidan, anlaşmanın taraflar arasında “hangi nedenle olursa olsun” diğerine saldırmayacaklarına dair açık taahhütler içermesi gerektiğini söyledi ve bunun gerçekleşmesi hâlinde bölgede 50, 60, hatta 70 yıl boyunca barış sağlanabileceğini dile getirdi.
Barış anlaşmasının tarafların kendi güvenlik önlemlerinden vazgeçmesi anlamına gelmediğini aktaran Fidan, “Ne Avrupalılar ne de Ruslar bunu yapmayacak, aksine farklı senaryolara yönelik hazırlıklarını sürdürecekler. NATO da bunu yapacak. Zaman gösterecek; fakat Rusya da ekonomik ve sosyal açıdan zarar görüyor ve bir anlaşmadan fayda sağlayacaktır” dedi.
Türkiye ve Avrupa Güvenliği
Fidan, Rusya’nın Avrupa’ya yönelik hibrit saldırılarına dair soruya yanıt vererek, Türkiye’nin de geçmişte Suriye ve Libya gibi birçok çatışmada Rusya ile doğrudan karşı karşıya geldiğini hatırlattı. Bakan, Türkiye’nin çıkarları ihlal edildiğinde tepki gösterdiğini, ancak komşularla sürekli çatışma içinde olmanın sürdürülemez olduğunu ifade etti.
“Türkiye, komşularıyla dostane ilişkiler kurmayı hedefliyor ve hiçbir zaman sorun çıkaran taraf olmak istemiyor” diyen Fidan, Ankara’nın Avrupa ile olası senaryolar ve iş bölümü üzerinde çalıştığını aktardı. Bakan, Avrupa güvenliği konusunda üç temel unsurun önemine dikkat çekti: Avrupa güvenlik yapısının NATO’ya dayalı olması ve Avrupa devletlerinin bunu sürdürme isteği.
Savunma sanayiinin güçlendirilmesi. Ukrayna Savaşı, bu sanayinin zayıf yönlerini ortaya çıkardı. Önümüzdeki 10 yıl boyunca Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesi için büyük bütçeler öngörülüyor ve Türkiye bu süreçlere katkı sağlamaya çalışıyor. ABD’nin Avrupa güvenliğine ilişkin gelecekteki angajmanına dair informel tartışmaların sürmesi.
ABD’nin acil durumlarda Avrupa savunmasındaki rolüne ilişkin soruya Fidan, siyasi karar alıcıların, kendi kendini gerçekleştiren kehanetlere yol açmamak için bu konuyu tartışmaktan çekindiklerini belirtti. Fidan, ABD’nin iç politikasındaki yeni yönelime dikkat çekerek, uzun süredir istikrarlı görülen dönemin sona erdiğini söyledi.
Avrupa güvenlik yapısının güçlendirilmesi için İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye ve İtalya gibi ülkelerin iş birliği yapması gerektiğini belirten Fidan, Avrupa’nın yeni dünya düzeninde kendi çekim merkezini oluşturup oluşturmayacağını ya da diğer büyük güçlerin yönlendirmesine izin verip vermeyeceğini tartışması gerektiğini vurguladı.
Türkiye’nin AB Süreci
Fidan, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olmayı tercih ettiğini ifade etti. Türkiye’ye yönelik eleştirilerin subjektif olduğunu, AB üyelik sürecinin ise objektif kriterlere dayandığını belirten Fidan, fasılların açılması ve şartların yerine getirilmesinin önemine dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin AB’ye üyelik iradesini açık şekilde ortaya koyduğunu ifade eden Fidan, şimdi sıra AB’nin adım atmasına geldiğini söyledi.
Almanya ile ilişkilerde, uzun süre farklı partilerden gelen dışişleri bakanı ve şansölyeler nedeniyle koordinasyonun karmaşık hâle geldiğini hatırlatan Fidan, şu anda her iki pozisyonun aynı partiye ait olmasının iş birliğini kolaylaştırdığını vurguladı. Fidan, Almanya’nın yeni güvenlik ortamında daha fazla sorumluluk üstlenmek durumunda olduğunu belirterek, Schansölye Merz ve Dışişleri Bakanı Wadephul’ün vizyoner bir yaklaşım sergilediğini aktardı.
Suriye’deki Durum
Fidan, Suriye’nin ekonomik kriz ve geçmişin yaralarından yavaş yavaş toparlandığını belirtti. Devrimden bu yana yaklaşık 500 bin kişinin Türkiye’den Suriye’ye geri döndüğünü hatırlatan Bakan, önümüzdeki 1-2 yıl içinde durumun olumlu yönde devam etmesi hâlinde bu sayının artabileceğini söyledi. Fidan, Suriye’nin söz konusu kişiler için vatan olduğunu ve ekonomik fırsatlar oluşacağını ifade etti.
Bakan, Türkiye, Almanya, Avrupa ülkeleri ve ABD’nin Suriye’de kronik sorunları çözmek için aynı yönde çaba gösterdiğini hatırlattı. Bu süreçte en büyük riskin İsrail olduğunu belirten Fidan, İsrail’in güvenlik endişelerini ilgili taraflara iletmeleri gerektiğini, aksi hâlde bombardımanlarla yanıt vermenin farklı bir mesaj vereceğini söyledi.
