
Konuşmasında diplomasinin önemine dikkat çeken Erdoğan, Türkiye’nin krizlerin çözümünde aktif görev üstlenmeye devam edeceğini vurguluyor. Küresel ve bölgesel sorunların diyalog yoluyla aşılması gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı, çok taraflı iş birliğinin güçlendirilmesinin altını çiziyor.

Antalya Diplomasi Forumu’nun, dünya liderlerini, diplomatları ve uzmanları bir araya getiren önemli bir platform olduğuna işaret eden Erdoğan, bu tür organizasyonların karşılıklı anlayışı artırdığını ve barış çabalarına katkı sunduğunu belirtiyor.

Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşen forumun, uluslararası ilişkilerde yapıcı bir diyalog zemini oluşturduğunu dile getiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları, Türkiye’nin küresel meselelerde aktif ve çözüm odaklı bir tutum sergilemeye devam edeceğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Erdoğan konuşmasında, dünyanın yalnızca bir güç bunalımıyla değil, aynı zamanda yön ve anlam arayışıyla da karşı karşıya olduğunu vurguladı. Mevcut tabloya bakıldığında, uluslararası düzenin kritik ve riskli bir eşikten geçtiğini ifade etti. İnsan haklarını korumak ve küresel güvenliği sağlamakla yükümlü olan kurumların, ağır ihlaller karşısında etkisiz kaldığını; hatta çoğu durumda sessizliğe büründüğünü dile getirdi.
Küresel düzeyde yaşanan bu krizin sadece siyasi ya da ekonomik değil, temelde ahlaki ve varoluşsal bir sorun olduğunun altını çizen Erdoğan, bunun en çarpıcı örneklerinden birinin 7 Ekim sonrası Gazze’de yaşananlar olduğunu söyledi.
Gazze’deki gelişmelerin yalnızca insani bir olay olarak değerlendirilmesinin yetersiz kalacağını belirterek, burada yaşananların mevcut uluslararası düzenin sınırlarını ve zaaflarını açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti. Dün Suriye ve Gazze’de, bugün ise Batı Şeria ile Lübnan’da yaşananlar karşısında etkisiz kalan bir sisteme güven duymanın mümkün olmadığını vurguladı.
Konuşmasının devamında, ABD, İsrail ve İran arasında sağlanan ateşkese değinen Erdoğan, bu durumun kalıcı barış için önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti. Mevcut fırsatın doğru değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, anlaşmazlıkların çözümünde silahların değil diyalog ve müzakerelerin ön plana çıkması gerektiğini söyledi. Çatışmaların yeniden tırmanmasının önüne geçilmesi gerektiğini özellikle vurguladı.
Erdoğan ayrıca Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemine dikkat çekti. Boğazın bir kıyısının İran, diğer kıyısının ise Umman olduğunu hatırlatarak, Körfez ülkelerinin açık denizlere erişim hakkının engellenmemesi gerektiğini dile getirdi.
Uluslararası hukuk çerçevesinde seyrüsefer serbestisinin korunmasının hayati önem taşıdığını belirten Erdoğan, ticari gemi geçişlerinin kesintisiz sürmesi gerektiğini ifade etti. Tarafların uzlaşmacı bir yaklaşım benimsemesinin önemine değinirken, İsrail’in müzakere süreçlerini sabote edebilecek adımlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Avrupa Birliği ile ilişkilere de değinen Erdoğan, Türkiye’nin tam üyelik hedefini koruduğunu yineledi. Ancak birliğin kendi yön arayışını aşarak kurucu liderlerinin vizyonuna yeniden bağlılık göstermesi gerektiğini ifade etti. Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’in bir gerilim alanı değil, istikrar ve refah bölgesi olarak değerlendirilmesini arzuladıklarını söyledi.
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dışlayan tek taraflı ve maksimalist yaklaşımları kabul etmediklerini belirtti. Erdoğan, Türkiye’nin hem farklı coğrafyalarda barış odaklı bir dış politika izlediğini hem de mevcut ittifak ilişkilerini güçlendirmeye devam ettiğini ifade ederek, çok boyutlu ve dengeli bir diplomasi anlayışı benimsediklerini vurguladı.
