
Türkiye’yi şoke eden Yenidoğan Çetesi soruşturması devam ederken, dehşete düşüren yeni gelişmeler ortaya çıktı. Çetenin faaliyetlerine dair soruşturmanın ikinci dalgasında gözaltına alınan 18 kişi hakkında hazırlanan fezleke, olayın boyutlarını gözler önüne serdi. Fezlekede yer alan bilgilere göre, suç örgütünün üyeleri, kritik durumda olan yenidoğan bebeklere yeterli tıbbi müdahaleyi yapmayarak, bazılarının ölümüne, bazılarının ise kalıcı sakatlıklar yaşamasına sebep olduğu iddia ediliyor.

Soruşturma kapsamında, bebeklerin ölümüne neden olan ve onları sakat bırakan eylemler, sağlık personeli ve bazı şüphelilerin işbirliğiyle gerçekleştirilen bir planın parçası olarak görülüyor. Çetenin amacı, karnındaki bebeklerin bir şekilde çıkarılmasını sağlamak ve daha sonra bu bebekleri çeşitli şekillerde kötüye kullanmak ya da yasa dışı yollardan satmak. “Anne karnında bebek lazım” şeklinde dehşet verici bir ifadeye yer verilen fezlekede, çetenin bu tür uygulamalarla hem tıbbi etik kurallarını ihlal ettiği hem de insan hayatını hiçe saydığı vurgulanıyor.
Çetenin, bebeklerin sağlık durumunu göz ardı ederek, tıbbi müdahale yapmak yerine yalnızca çıkarlarını gözettiği ve bu şekilde bir dizi ölümle sonuçlanan olaylar gerçekleştirdiği belirtiliyor. Ayrıca, söz konusu olayların, bebeklerin ölümüyle sonlanmasa da, bazılarına kalıcı fiziksel ve zihinsel engeller bıraktığı ifade ediliyor.
Bu gelişmeler, Türkiye’de sağlık sisteminin ne denli kötüye kullanıldığını ve bazı bireylerin yalnızca maddi kazanç elde etmek amacıyla ne kadar acımasızca hareket edebildiğini gözler önüne seriyor. Yenidoğan Çetesi soruşturması, tüm ülkede büyük bir yankı uyandırırken, hukuk ve sağlık sistemine olan güveni sarsmaya devam ediyor.
Yenidoğan Çetesi hakkında yürütülen soruşturma, sağlık sektöründeki bir çetenin faaliyetlerini açığa çıkarmaya devam ediyor. İkinci fezleke kapsamında, özel hastanelerdeki tıbbi personelin karıştığı olaylar detaylandırılmış ve suç şebekesinin işlediği faaliyetlerin boyutu giderek daha da netleşmiştir. Bu kapsamda, Özel Bağcılar Medilife Hastanesi başhemşiresi Nigar Kubilay’ın telefon kayıtları önemli bir delil olarak öne çıkmıştır. Kayıtlarda Kubilay’ın “Benim hastam yok. Pazarlama yapın. Hasta bulun, hasta bakın. Anne karnında bebek bulmamız lazım.” şeklinde ifadeler kullandığı görülmektedir. Bu açıklamalar, şebekenin yalnızca tıbbi ihmal değil, aynı zamanda ticari çıkarlar doğrultusunda hareket ettiğini de gözler önüne seriyor.
“Kanlı Nigar” lakabıyla bilinen Nigar Kubilay, suçlamaların ardından tutuklandı. Adı daha önce yapılan ifadelerde sıkça geçmeye başlayan Kubilay’ın, diğer hastanelerde çalışan sağlık personeli ile birlikte, sahte epikriz raporları hazırlayarak, ölü bebekler hakkında gerçeğe aykırı bilgi sunduğu ileri sürülüyor. Bu durum, çetenin yalnızca doğrudan tıbbi işlemlerle değil, aynı zamanda sahte belgelerle de organize bir şekilde hareket ettiğini gösteriyor.
İkinci fezlekede, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan raporlar, sağlık müfettişlerinin tespitleri ve telefon kayıtları yer alıyor. Yapılan araştırmalara göre, örgüt üyeleri kritik durumda olan bebeklere yeterli müdahalede bulunmamakta ve bu da bebek ölümlerine ya da kalıcı sakatlıklara yol açmaktadır. Şebekenin sağlık hizmetlerinden çıkar sağlamak amacıyla, bebeğin yaşamını riske attığı iddiaları soruşturmanın ciddiyetini artırmaktadır.
Yenidoğan Çetesi soruşturmasının ilk dalgasında tutuklanan Dr. Rıza Keykubad’ın eşi Dr. Hilda Keykubad da ikinci fezlekede yer alan isimlerden biridir. Hilda Keykubad, yurt dışına kaçma girişimi sırasında yakalanmış ve Kaya isimli bir bebeğin ölümüne yol açan ihmallerle suçlanmaktadır. Ayrıca, Hilda Keykubad ve diğer şüpheliler—Dursun Eryılmaz, Seher Çuhadar ve Şeyhmus Çelik—hakkında 15 yıla kadar hapis cezası talep edilmektedir.
İkinci fezlekede, şüpheliler arasında dikkat çeken bir diğer isim de Mustafa Kemal Zengin’dir. Cumhuriyet savcısını görevdeyken tehdit ettiği tespit edilen Zengin, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etmekten 2 ile 4 yıl arasında hapis cezası ile yargılanmaktadır. Bu da çetenin etkinliğinin sadece tıbbi personel ve hastalarla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda adalet sistemine de etki etmeye çalıştığını göstermektedir.
Yenidoğan Çetesi soruşturması, sadece sağlık sistemindeki yolsuzlukları değil, aynı zamanda suç örgütlerinin nasıl bu tür hayati alanları suistimal ettiğini gözler önüne sermektedir. Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında, daha fazla sağlık çalışanı ve şebekeye dahil olan kişiler hakkında yeni delillerin ortaya çıkması bekleniyor. Bu gelişmeler, sağlık sektöründe reform ihtiyacını ve yolsuzlukla mücadelede daha etkin bir sistem kurulması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır.
