
Yetkililer, yapılan incelemeler sonucunda toplam 64,5 milyon şişe Ermenistan menşeli maden suyu ürününün satışını durdurdu ve bu ürünlerin raflardan toplatılması talimatını verdi. Söz konusu adımın, ürünlerin insan sağlığı açısından güvenli olup olmadığına dair endişeler nedeniyle atıldığı ifade edildi.

Bu gelişme, iki ülke arasındaki siyasi gerilimin yalnızca diplomatik düzeyde kalmadığını, aynı zamanda ticaret ve gıda güvenliği gibi alanlara da etki etmeye başladığını gösteriyor. Kararın piyasada nasıl bir etki yaratacağı ve Ermenistan’ın buna nasıl bir yanıt vereceği ise merak konusu.

Rusya ile Ermenistan arasında son dönemde giderek artan siyasi gerilim, ekonomik alana da yansımaya devam ediyor. Moskova yönetiminin Erivan’a yönelik ticari kısıtlamaları genişletmesi, özellikle tüketici ürünleri ve gıda sektöründe etkisini hissettirmeye başladı.

Rusya Federal Tüketici Hakları Koruma ve İnsan Sağlığı Kurumu (Rospotrebnadzor), Ermenistan’da üretilen “Jermuk” marka maden sularına ilişkin yaptığı denetimlerde, halk sağlığı açısından risk oluşturabilecek bazı uygunsuzluklar tespit edildiğini duyurdu. Kurum tarafından yapılan açıklamada, bu bulguların ardından Ermenistan menşeli Jermuk markasına ait yaklaşık 64,5 milyon adet maden suyunun Rusya genelinde satışının geçici olarak durdurulması için ilgili birimlere resmi talimat verildiği belirtildi.

Alınan karar doğrultusunda söz konusu ürünlerin Rusya’daki market raflarından toplatılma süreci de başlatıldı. Bu gelişme, tüketiciler arasında tedirginlik yaratırken, uygulamanın iki ülke arasındaki diplomatik gerilimin ekonomik yansımalarından biri olduğu yorumları yapıldı.
Öte yandan Rusya’nın yalnızca içecek sektöründe değil, tarım ürünleri alanında da Ermenistan’a yönelik yeni sınırlamalar getireceği bildirildi. Buna göre 30 Mayıs itibarıyla Ermenistan’dan domates, salatalık, biber, yeşillik ve çilek ithalatına geçici kısıtlamalar uygulanacak.
Yetkililer, bu kararın gerekçesi olarak bitki sağlığı ve gıda güvenliği standartlarını gösterirken, söz konusu adımın iki ülke arasındaki ticari ilişkiler üzerinde ek baskı oluşturabileceği ve mevcut ekonomik gerilimi daha da derinleştirebileceği değerlendiriliyor.
