
İsrail’in Katar’da gerçekleştirdiği suikast girişimi, ilk bakışta barış sürecini daha da zora sokacak bir adım gibi görünse de, beklenmedik biçimde tarafları yeniden masaya oturtan bir dönüm noktası haline geldi.
Suikast girişiminin ardından bölgesel aktörler, özellikle Katar ve Mısır, gerilimin daha fazla tırmanmaması için devreye girdi. Bu süreçte diplomatik temaslar hız kazandı, gizli görüşme trafiği yoğunlaştı.
Olay, taraflara çatışmanın sürdüğü her günün yeni bir kırılma riski taşıdığını bir kez daha gösterdi. Bu farkındalık, hem Tel Aviv’de hem de Gazze’de karar vericilerin tutumlarını gözden geçirmelerine yol açtı. İsrail iç siyasetinde artan uluslararası baskı, Gazze tarafında ise savaşın yarattığı insani yıkımın ağırlığı, yeni bir denge arayışını zorunlu hale getirdi.
Eylül başındaki bu kriz anı, aylarca kilitli kalan diplomatik kanalları yeniden açtı. Bugün gelinen noktada, taraflar arasında yürütülen görüşmeler hâlâ kırılgan olsa da, Gazze’de kalıcı bir barış ihtimali uzun bir aradan sonra ilk kez yeniden konuşulmaya başlandı.
Gazze’de aylar süren çatışmaların sona erdirilmesi ve kalıcı bir ateşkesin sağlanması amacıyla yürütülen diplomatik çabalar, uzun süredir sonuçsuz kalıyordu. Ancak 9 Eylül’de yaşanan bir olay, sürecin seyrini kökten değiştirdi. İsrail füzeleri, Hamas’ın üst düzey müzakere heyetinin son ateşkes taslağını değerlendirdiği Katar’daki bir ofisi hedef aldı.
ABD’nin en önemli bölgesel müttefiklerinden birinin topraklarında gerçekleşen bu saldırı, Washington’da şok etkisi yarattı. Wall Street Journal, saldırı sonrası diplomasi trafiğini ve barış sürecinin perde arkasını ayrıntılı biçimde analiz etti.

Doha Saldırısının Diplomatik Etkisi
Gazetenin haberine göre, ABD yönetimi saldırıdan yalnızca İsrail’in belirsiz bir uyarısından sonra haberdar edildi. Başkan Donald Trump, bu durumun ardından Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’a Katar’ı acilen bilgilendirme talimatı verdi, ancak mesajın geç ulaşması büyük bir krize yol açtı.
Trump’ın bu gelişme nedeniyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya sert tepki gösterdiği ve olaya “kontrolsüz bir provokasyon” olarak baktığı ifade edildi. Katar ise saldırı sonrası İsrail’le tüm diplomatik temaslarını askıya aldı ve Tel Aviv’den resmî özür talep etti.

Katar’ın Barış Girişimi
Kriz büyürken Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Washington’a giderek ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmeler yaptı. Katar yönetimi, Trump’a Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sırasında Arap ve Müslüman liderlerin katılacağı bir “Gazze Barış Toplantısı” düzenleme önerisini sundu. Trump bu fikre hemen destek verdi. Katar’ın önerisi, hem savaşın kalıcı biçimde sonlandırılmasını hem de Filistin devletinin tanınmasına giden sürecin açık biçimde tanımlanmasını öngörüyordu.
Mısır, sürece Filistin Yönetimi’nin aktif biçimde dâhil edilmesini talep ederken; Netanyahu hükümeti, Filistin devletine atıfta bulunan maddeleri yumuşatmaya çalıştı ve İsrail’in geri çekilmesine ilişkin net bir takvim eklenmesini reddetti. Arap liderler, nihai metin ellerine ulaştığında, önerilerinin önemli kısmının çıkarıldığını fark etti. Buna karşın Trump, açıklamayı ertelemeden planı kamuoyuna duyurmaya karar verdi.

Beyaz Saray’da Dikkat Çeken Açıklama
Üç haftayı bulan yoğun diplomasi trafiğinin ardından Trump, Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Netanyahu ile bir araya geldi. Kamuoyu önünde yan yana duran iki lider, yeni barış planını açıkladı. Trump, “Ortadoğu’daki birçok ulustan inanılmaz bir destek aldım” ifadelerini kullanarak planın bölgesel destek gördüğünü savundu.
Netanyahu ise “savaşı sonlandırmaya hazır” olduğunu belirtti. Birçok Arap ülkesi, planı ilk etapta temkinli bir dille desteklerken, Filistin devletinin tanınması ve İsrail’in çekilmesi konularındaki taleplerinden geri adım atmadı. Trump ayrıca Netanyahu’nun Katar’a yönelik saldırı için resmî bir özür dilemesini sağladı.

Zorlu Müzakereler ve Temel Maddeler
Ortaya çıkan 20 maddelik plan; Hamas’ın elindeki rehineleri serbest bırakmasını, silahsızlanmayı kabul etmesini, İsrail ordusunun kademeli olarak Gazze’den çekilmesini, Arap ülkelerinin oluşturacağı bir güvenlik gücünün bölgeye konuşlanmasını ve yönetimin Filistinli teknokratlara devredilmesini içeriyor.
Ancak taraflar arasındaki derin güvensizlik hâlâ aşılabilmiş değil. Hamas, savaşın gerçekten sona ereceğine dair güvence olmadan rehineleri teslim etmek istemiyor. İsrail, Hamas tamamen etkisiz hale gelmeden çekilme planına yanaşmıyor. Arap ülkeleri ise Filistin devletinin kurulmasına dair açık bir yol haritası olmadan Gazze’ye asker göndermeye sıcak bakmıyor.

Belirsiz Gelecek
Tüm bu gelişmeler, Gazze’de barışa ulaşmanın hâlâ zorlu bir süreç olacağını gösteriyor. Doha saldırısı, diplomasinin kırılgan dengesini sarsarken, Washington ile Tel Aviv arasındaki güven ilişkisinde de ciddi bir sarsıntı yarattı. Bölge başkentlerinde şimdi merak edilen soru, bu planın gerçekten kalıcı bir barışın önünü açıp açamayacağı.
